Benim sitem

Makale

GİZLİ OYUNLAR
   Değerli arkadaşlar, öncelikle herkese saygı ve selamlarımı iletir, sağlık mutluluk ve esenlikler dilerim. Uzun bir zaman sizlere yazı hazırlayamadığım için, sizlerin affına sığınarak, üzüntülerimi belirtirim.
   Bu gün sizlere güncel bir konu hakkında düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Umarım bir hata yapmadan paylaşmak istediğim duygu ve düşüncelerimi sizlere kusursuz bir şekilde aktarırım.
   Sizlerinde bildiği gibi, orta doğuda oynanan bir oyun olduğunu malum herkes bilmektedir. İslam aleminin üzerinde oynanan bu oyun özellikle Müslümanları ve biz Türk milletini yakından ilgilendirmekte ve hatta doğrudan oyunun içine almaktadır. Son günlerdeki komşumuzda olan ve ülkemizide yakından ilgilendiren bu olaylar hepimizi rahatsız etmektedir. Bölgesinde parlayan bir yıldız olan Türkiye Cumhuriyetini yıpratmak ve önünü kesmek için her türlü oyunlar oynanmakta olup, Türk milletinin egemenliğine ve vatanın toprak bütünlüğüne karşı siyasi bir müdahale etmek istenmesi aşikardır. Bir taraftan pkk terör örgütü bir yandan da cani Esad’ın şuursuzca halkına yaptığı zulüm zaman zaman bizim ülke sınırlarına taşmakta olduğu ve Türk milletinin sabrını zorlamaktadır. Ama bizim Devletimizin ve milletimizin gücü altında bunlar ezilecek ve ezilmeye de mahkum olacaklardır. Türk Milleti, ezelden beri hür yaşamış ve hür yaşayacaktır. Ne pkk zihniyeti nede dış odaklı Türk düşmanlığı bu aziz milleti ne parçalayabilir nede himayesi altına alma gücüne sahip değildir. Bu vatanın aziz milletimizin onuruyla, şerefiyle. İnancıyla ve azimli kararlılığıyla kazanıldığını göz ardı etmesinler.Tarih bunların her anını, her bir karesini arşivlemiş ve Dünya tarihine yer etmiştir.Türkiye Cumhuriyetine haçlı seferleri düzenlemekten vaz geçsinler. Bu millet devlet olalıdan beri ne imparatorluklara ne seferlere, güçlere karşı koymuş, hepsini hezimete uğratıp, çağ açıp çağ kapatmıştır. Kaldı ki; bir çapulcu düşüncesi olan pkk’ya mı boyun eğecek, bir kendi halkına acımayan, zulüm eden bir esad zaliminemi boyun eğecek. Asla bu milletin sabrını zorlamasınlar, güç denemesine kalkmasınlar, tarih bunları arşivinden çıkarır tekrar yazar.
   Türk Milleti; her zaman tarih yazmıştır, gerekirse tekrar tarihe damgasını vurmasını bilir. Yeterki biz millet olarak provakasyonlara ve galayanlara gelmeyip, azimli bir şekilde tarihte olduğu gibi özlüğümüzü ve milliyetçiliğimizi bir bütün olarak muhafaza edip sabırla vatanımıza sahip çıkalım. İşte o zaman Şanlı Bayrağımız her zaman göklerde dalgalanacak ve bu millet ebediyen payidar kalacaktır.
   Sözlerime burada son verirken, Türk Milletine sağduyu çağrısı ve sabırlı olmalarını isterim, azimle, kararlılıkla vatan bütünlüğümüzü koruyalım birbirimize kenetlenip, yıkılmaz bir bir millet ve güç olduğumuzu tüm dünyaya gösterelim.Hepinize saygı ve selamlarımı iletir sağlıcakla kalın…
Mehmet KARAÇAM

 

YAŞAMIN KIYISINDA

Merhabalar,
Herkese iyi günler sağlık ve esenlikler dilerim.
Değerli arkadaşlar, yaşam denildiğinde;
biyolojik açıdan, kimyasal reaksiyonlar veya bir dönüşümle sonuçlanan başka olaylar gibi bâzı biyolojik süreçler gösteren organizmaların bir özelliğidir.Yaşam bir başka tanımla, canlılık niteliği taşıyan varlıkların yaşadıkları süre boyunca kazandıkları deneyimler ve yaşayımların bütünüdür.Yaşamak biz insanoğluna çoğu zaman, çok basit bir kelime olarak gelmektedir. Oysaki yaşam bizim için hayatta en çok dikkat etmemiz ve mücadele vermemiz gereken, hatta tüm zamanlarımızın ilk sayfasında olması gereken bir olgu olduğunu düşünüyorum.
Yaşam tabiattaki her canlı için olmazsa olmazdır, canlı olan her yaratık bu olgunun içindedir.Yaşamı olmayan bir canlı yoktur.Hayatın özanlamının yaşam kelimesi olduğunu düşünüyor, hayat boyunca yapılan tüm faaliyetlerimiz yaşamımızın bir parçasıdır.Yaşam tüm zamanların içinde saklıdır, ama her canlının sınırlı bir yaşam sınırı vardır. Hiç bir canlı yaratık baki değildir.Yani her canlı dünyaya geldiğinde yaşam olgusunun içine girmiş gibi görünsede aslında kenarından geçip gider ve yaşam olgusu geriden gelen her canlı için kalıcıdır.İşte bu zaman diliminde kendi yaşama fonksiyonlarını doğru bir şekilde kullanan canlıların hayat dilimi daha uzun olduğunu düşünüyorum.Yaşama fonksiyonu derken; yaradılışta her canlıya biyolojik ve kimyasal donanımlı bir yapı sunulmaktadır. Bu yapıyı sağlıklı ve düzenli bir şekilde kullanan canlı varlıklar daha uzun ömürlü, aksini kullanan canlılar ise yaşam aksaklıkları içinde kendilerine ceza verip ömürlerini kısıtlamaktadırlar. Onun için derimki; bizlere lutfedilen bu nimeti en iyi şekilde kullanmak ve değerini bilip doğru bir yaşam mücadelesi vermektir.
Hayatımızın bizim için ne kadar önemli olduğunu düşünmeyen yoktur. Yaşam değerini düşünmeyen bir canlı yaşama ve hayata küsmüş sonunu beklemekten öte çaresiz ve yetersiz kalacaktır.Hayatımız boyunca yaptığımız tüm faaliyetler işte bu yaşam olgusunu oluşturmaktadır.
İşte yaşam; bir bütün olduğu gibi, bizlerde onun kenarından geçip gitmekteyiz.Sağlıklı ve düzenli hayatlarda yaşam daha kolay, sağlıksız ve düzensiz hayatlarda yaşam mücadelesi daha zor ve sıkıntılı geçmektedir. Onun için bizler, bizlere verilen her nimetin değerini bilip yaşantımızı o çizgi üzerinden götürmemiz en doğrusu olduğu kaçınılmazdır.
Tüm mahlukatın ve insücatın yaşamlarını en sağlıklı bir şekilde idame ettirmesi dileklerimle..HOŞÇAKALIN
 
     
                          





İNTERNET VE

YAŞAM

 Merhaba siz değerli arkadaşlar,
 Bir hafta aradan sonra yine sizlerleyim ve sizlere paylaşımımın ve söyleyişimin bana verdiği huzur ve huşuyla yazımın içeriği olan internet ve dünyamız hakkındaki duygu ve düşüncelerimi, siz okurlara aktarmak itiyorum.

    İnternet kelimesi daha önceleri bizlerin kulağına ve dilimize çok yabancı bir kelime olduğu ve nasıl bir araç olduğunu pek azımız biliyordu.Fakat günümüzde 7 den 70'e herkes tarafından bilinen ve kullanılan hatta hayatımıza bir kolaylık getiren araç olduğunu kimse inkar edemez.Haber, eğitim, alışveriş, bankacılık ve benzeri gibi her konuda bizlere imkan sunan bu araç, bizim hayatımızın vazgeçilmezleri arasına girmiştir.
  
   Şöyle bir düşünürsek; bundan 20-30 yıl öncelerini, yani orta yaş kesmi insanların hatırlayacağı  tarihlere bakarsak, iletişimin nası ve hangi şartlarda olduğunu biliyoruz. Mektup, telefon, telgraf vb. iletişim araçları kullanılırdı. Uzaklardaki bir yakınımızla iletişim kurmak çok zor hatta imkansız gibi bir şeydi. Ama günüzde hiçte öyle değil.Hatta  iletişimi bırakın, para göndermek istediğimizde sanki elimizle cebine koymuşuk gibi  bizim cebimizden çıktıktan sonra dünyanın neresinde olursa olsun saniyeler dakikalar sonra onun cebine giriyor, işte bu kolaylık bir internet ağı sayesinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Günümüzde büyük ve küçük çaplı tüm işletmeler internet sayesinde işlerini daha kolay bir hale getirmişlerdir. Şöyle bir düşünürsek bir kaç şubeli hatta ana merkezli bir firmayı göz önüne alırsak, bir proğram (yazılım) sayesinde tüm şubelerinin muhasebesini ve personel takibini yapabilmektedir. İşte bu da bir internet olanağı ve kolaylığıdır. Bunun gibi bir çok örnek verilebilir. İnternet sadece bunlarlada kalmamkla birlikte eğitiminde temel kaynaklarından biri olmuştur.Sizlere hatırlatırım ki; bizim öğrenciliğimiz zamanlarında bir araştırma ödevi verildiğinde ilk işimiz doğru bir şehir kütüphanesine gitmek olurdu. Gittiğimizde aradığımızı bulursak iyi, ya birde bulamazsak artık onun üzüntüsüyle nereden nasıl bulacağımızı düşünür onun sıkıntısını yaşardık. Ama günümüzdse öğrencilerin öyle bir sıkıntısı kalmamıştır, çünki ellerinin altında bir bilgi deryası, kütüphanesi olan internet var. Aklınıza ne gelirse, ne takılırsa sorun sizin için dünyanın öbür ucunda ne olup bittiyse evinize kadar getirsin.İşte bunların hepsi bizlerin hayatını kolaylaştırdığı  gibi dünyamızıda  değiştirmektedir.
İnternetin böyle faydaları olduğu kadar bazende zaraları olmaktadır.Nasılki biz insanoğlunun dünyaya gelişinden bu güne  hep doğru şeyleri yapmakla kalmadığımız gibi, hata ve yanlışlıklarıda yaptığımız aşinadır.İşte burada internetin doğru işlerde kullanıldığında insan hayatını kolaylaştırdığı biliniyorsa, yanlış amaç ve gayelerle kullanıldığındada hayatımızı bir o kadar zorlaştırdığını unutmayalım.Bunun örnekleride günümüzde aranmayacak kadar çok olmuştur ve olmaktadır.Bunları hepimizin bildiğini ve gördüğünü düşünüyorum.
 
   Değerli arkadaşlar bizler her zaman bize faydalı ve doğru olan tarafıyla internet ağını kullanalım. İşte ozaman hayatımızdaki zorlukları aşabilir ve birbirimizle internet iletişim ağını kullanarak daha kolay bir hayat yaşayabiliriz.Hepinize saygı ve selamlarımı sunarak hayatınızda başarılar dileklerimle.. HOŞÇAKALIN.

    
 

 

BEDEN DİLİ VE İLETİŞİM 

   Değerli arkadaşlar ve kıymetli ziyaretçilerim bir hafta aradan sonra tekrar sizlerle beraber olmak benim için tarifi olmayan bir mutluluk.Sizlerle burada bir şeyler paylaşmak bana çok güzel bir huzur verdiğini söylemek isterim.Sadece bunlarla yetinmemekle birlikte sizlerle bir iletişim, paylaşım ve bilgi alış verişi yaratıyor diye düşünüyorum.
İletişim demişken bu günkü yazımın içeriğinide insanoğlunun  doğuşundan bu güne kadar, hatta bundan sonrada devam edecek olan genel ihtiyaç duyduğu iletişim olgusundan bahsetmek, bu konuda bildiklerimi ve düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.
   İletişim insanlığın hayatını kolaylaştıran ve onu sosyalleştiren bir olgu olduğu düşünüyorum.İletişim denildiğinde sadece bu kanalda kullanılan fiziki ve teklojik ürünler akla gelir. Fakat iletişim bunlarla olduğu gibi birde beden diliylede gerçekleşen bir olgu olduğunu unutmayalım. Beden dili denildiğinde iletişimimizi sağlayan organlarımız bizleri bir iletişim aracı yapmıştır. Şöyle bir düşünürsek, gözlerimizle mimiklerimizle karşımızdaki insana iç dünyamızı hiç konuşmadan anlatabiliriz.İşte bu bir iletişim olgusudur.Hani bir söz vardır. gözler kalbin aynasıdır veya gözler yalan konuşmaz diye bir tabir kullanılır.İnsanoğlu öyle bir donatılmışki; bu gün teknolojinin ürünleri olan kameralar, radarlar, ses algılayıcı cihazlar  hatta ve hatta o cihazları komuta eden beyinlerin hepsi insanoğlunun beden yapısında bulunmaktadır.Bu saydığımız cihazlar günümüzde insanoğlunun  birbiriyle iletişimini sağladığını biliyoruz ama asıl önemli olan bu cihazlara hükmedecek asıl iletişim insanlığın beden yapısından kaynaklandığını unutmayalım. Bunları yönlendiren biz insanları beyin ve beyin takımı olduğu tartışılmaz.Demekki bizim beden dilimiz sadece birebir iletişimde değil bir internet ağı gibi istediğimiz an her yere ulaşabilecek kapasitede.Sözsel iletişim  olduğu gibi hareket ve mimiklerimizle de bir iletişim her zaman sağlarız.Sevincimizi ve üzüntümüzü hiç bir söz söylemeden karşımızdaki insanlara anlatabiliriz.Gülmek ve ağlamak bile bence bir iletişim olduğunu düşünüyorum ve karşımızdaki kişinin bizim iç dünyamızdaki duygu ve düşünceleri anladığını düşünüyorum. Buda demektirki iletişim sadece fiziki bir olgu değil ruhen ve fikrende olabileceği hatta içimizden gelmeden bir iletişimin olmayacağı aşinadır.Demekki iletişim insanlık için kaçınılmaz bir gereksinim olduğu kaçınılmaz.Zaten iletişim gücü zayıf insanlar her zaman mağdur ve biçare kalmışlardır.Yazımında başında bahsettiğim gibi sosyalleşmenin en büyük faktörüde budur, iletişim olgusudur.
  Değerli arkadaşlar, bizlerin iletişim ve beden dilimizin biz insanoğluna yüce mevlanın verdiği en büyük nimeti olduğunu sizlere hatırlatarak bu bize bahşedilen organlarımızın değerini bilerek sağlığımıza çok dikkat etmemiz gerektiğini siz değerli okuyuculara hatırlatmak isterim.Haftaya yeni bir konu ve kendi düşüncelerimi sizlerle paylaşmak dileklerimle hepinize sağlık mutluluk başarılar dileklerimle...HOŞÇAKALIN.

 

 
 
 
 



AŞK VE SEVGİ

 Değerli arkadaşlar sizlerle tekrar buluşmanın mutluluğu ve huzuru içindeyim.Umarım sizlerde bu duyguyu yaşıyorsunuzdur.Bildiğimiz gibi hayat her zaman paylaşım ve karşılıklı duygularla yaşanır.Duyguyu hissetmeyen bir insanın hayatında çok eksiklikler olduğunu sanırım.

Bugün sizlere paylaşmak istediğim konuda yaşadığımız duyguları ve yaşamak istediğimiz bazı güzel ve hoş his ve düşünce ile gönlümüzdeki duygularımızdan bahsetmek istiyorum.
Dünyadaki bütün yaratıkların bir sevgi ve manevi duygudan güç aldığını ve yaşama tutkusu olduğunu düşünüyorum.Nasıl ki; bir insanın kendisine ilgi ve alaka gösterildiği zaman kendisini daha iyi ve güçlü hissettiği aşina olduğu gibi, bu duygu diğer yaratıklar içinde aynı olduğu şüphesiz aynıdır.Hayatımızda herkesin bir evcil hayvanı olmuş veya yakından ilgilendiği bir kedi , köpek, kuş vb. gibi bir hayvana karşı ilgisi olmuştur.Bu hayvana karşı gösterdiğimiz yaklaşım o hayvanın onu hissedip size bir ilgisi veya tepkisi olmuştur.Eğer siz ona sevgiyle yaklaşıp sevip, okşayıp ona karşı iyi davranışlarda bulunduysanız, onunda size karşı bir ilgisi doğmuştur.Fakat siz ona karşı şiddet veya ters bir yaklaşım gösterdiyseniz onun size karşı tutumu daha farklı olur.Bu her canlı için aynıdır.Çünki; her canlının bir yaşam tutkusu vardır.Mesela evinizde veya bahçenizde yetiştirdiğiniz bir çiçek bir gül de aynı şekildedir.Siz onun tımarını her daim yaparsanız ilgi gösterirseniz onun verimi daha olumlu olduğunu görürsünüz.Belki bir hayvan gibi size anında bir ilgi ve tepki gösteremez ama zamanla bunu gürürsünüz.Nasıl diye düşünmeye gerek yok sanırım.Çünki o çiçek zamanla ya yaprağını döker yada açacağı rengarenk çiçeklerden sizleri mahrum bırakacak sizinde beklentiniz olan o güzelliği göremediğiniz için gönlünüz nahoş olup bir burukluk içine gireceğiniz şüphesizdir.
İşte hayatımızda böyle bir duygu ve tutku olduğu bir gerçektir.Bununda diğer adı sevgidir.Sevginin gücü asla tartışılmaz.Yaşama sevinci,yaşama umudu verir her canlıya.Bunun yanında birde aşk kelimesi vardır buda ayrı bir duygudur.Aşk olgusunu tabiat iki türlü hissedir.Birincisi kendisini yaratan ALLAH’a karşı, diğerinide gönlündeki sevgiye dayanarak hayatında mutluluğu düşünüp,kendisine hayatındaki eksikleri giderecek karşı cinsinden birine karşı ilgisi olacaktır.Bunun adıda aşktır.Burada sevgiyle aşk farklı duygular olduğu gibi, fakat birbirinin tamamlayıcısı ve destekleyicisidir.Sevgisiz bir aşk olamaz.Bunun için sevgi herşeyin, her güzelliğin anasıdır.Aşk ise daha değişik bir duygudur.Anlık olduğu gibi kalıcıda olabilir.İşte burada yine en büyük faktör sevgidir.Hyatımızda ya yaşamışıktır, yada bir yakınımızda görmüş ve duymuşuktur ki; birinin birine aşık olup iki gün sonra duygu ve düşüncesine dayanarak aşkından vaz geçtiğini görmüşüktür.Aşk bir bağlılıktır.Sevgi ise bir saygınlık bir korumalık veya karşındakini kendine çok yakın bulup onu himaye etmektir.Aşk ise eksikliğini gidermek ve karşındakinden bişeyler beklemektir. Bu sevgide yoktur.Nasılki ilahi bir aşkta gönlünün eksikliği olan maneviyatını güçlendirmek ve huzur bulmaksa, yaratana yakın olup onun sevgisini kazanıp onun gazabından kurtulmak gibi aşık olduğun kişidende bir şeyler beklemek aynı şey gibidir.
Şöyle bir örnekle devam edelim isterseniz. Aşkın gözü kördür derler, evet ummadık zamanda birine aşık olup zamanla ondan beklentileriniz olur ve onunda size aşık olmasını beklersiniz.İşte burada siz birinden çok hoşlanıp onun sizin gönlünüzdeki güzel duyguyu ön plana çıkarıp mutluluk ihtiyacınızı karşılayacağına inanıp ona karşı bir ilginiz ön plana çıkmıştır.Bu bir anlıkta olabilir belli bir zaman içindede olabilir. Bir anlık olan aşkta sevgi yoktur ve sağlıksız bir aşktır, ta ki ona karşı bir sevginiz olasıya kadar bu aşk sizin içinde karşınızdaki içinde kalıcı değildir. Ne zaman ona karşı bir sevginiz olduğunda işte o zaman o aşk kalıcıdır.Fakat aşk karşılıksız değildir karşı tarafında size karşı bu duyguyu yaşaması gerekir.Yıllar geçsede sevgiyle beslenen bir aşk asla unutulmaz ve en ufak bir kıvılcımla tekrar alevlenir.Aşkın gözü kördür cümlesi benim düşünceme göre bir anlık ve kör bir insan gibi ne zaman nerede nasıl olacağı belli olmaz.
Değerli arkadaşlar buradaki yazdıklarım benim kendi düşünce ve duygularım. Umarım burada yazdıklarımda bir hata bir kusurum olmamıştır.Sizlerin önce gönüllerinizin, yüreklerinizin sevgiyle dolmasını diler, sonrada hayatınızdaki mutluluğu yaşayabilmeniz için kendinize hayatını paylaşacak birine aşık olmanızı ve en büyük aşk olan yaratana karşı ilahi aşktan mahrum kalmamanızı temenni eder sağlık ve mutluluklar dilerim. –Saygılarımla-
 
 
 
 

 

   GÜÇLÜLERİN DÜNYASI 

   Değerli arkadaşlar bir hafta aradan sonra tekrar sizlerle buradayım ve sizlere yeni bir yazımı sunmak için mutlu ve huzurluyum.
 Şimdi yeni yazıma başlamadan önce hepinize sağlık mutluluk esenlikler arzu eder, hayatınızda başarılar dilerim..
  Bu haftaki yazımın içeriği geçen haftakinin devamı niteliğinde olacak ama daha geniş bir yelpazeyle dünyanın hakikatlerinden bahsetmeye çalışacağım.
   Bizler hepimiz bir ana bir babadan geldiğimizi hatırlatarak hepimizin kardeş olduğunu söylemek istiyorum.Hiç birimizin birbirimizden yaratık olarak farkımız yok, olmadığı gibi üstünlüğümüzde yok.Fakat öyle bir dünyada yaşıyoruzki eline bir fırsat geçen güç bulan insanlığını unutup etrafını yakmaya yıkmaya çalışıyor.İnsanoğlunun menfaatini düşüneceği yerde tam aksine insanlığa nasıl zarar veririm nasıl yok ederim diye her türlü imkanlarını kullanıyor.Nasılki ülkeler bile bir sonraki yılın bütçesini ayırıken önce silahlanmaya ödenek ayırıp trilyonlarca parayı o yolda kullanıyorlar.Oysa o kadar ayrılan paranın bir külfet olduğu halde insanlığa karşı bir silah üretip kendi halkının ve insanoğlunun hayatıyla oynuyorlar.Ülkelerin ekonomisini bunalıma sokup sonrada yok ekonomik kriz yok küresel kriz deyip tedbir almaya çalışıyor ve halkını açlık ve sefalete doğru itiyorlar.Silahlanmaya ayrılan paranın insanoğlunun hayat şartları ve refahı için harcanmış olsa dünya üzerinde ne aç insan olur nede açlıktan ölen insan.Ama bu gün çıkmış en süper güçler dahi ekonomisi çok iyi durumda olan ülkeler dahi çıkmışlar krizden bahsedip önlem almaya çalışıyorlar. Sizler değilmisiniz bu krizlerin mimarı? 
   Şimdi şöyle bir bakarsak çevremize; en yakın sınır komşumuz aylardır ekonomik krizle boğuşuyor ve iç savaş yaşıyor.Neredeyse ülkenin topraklarını satacaklar borç ödemek için.AET'na bakarsak 2000 li yıllara kadar süper bir ekonomisi varken şimdilerde neredeyse dağılmak üzere bir krizin eşiğinde.Oysaki bu durumlara düşmezden evvel yazımın başında bahsettiğim gibi silaha ayrılan paralarla fabrikalar endüstriyel iş yerleri kurulmuş olsaydı böyle bir kriz yaşanmazdı.Kendi halkı refah ve huzur içinde olabilirdi ve insanlığı bu kadar dar boğaza itmezdi.
   Umarım bu politika yön değiştirir ve ülke yöneticileri  önce halkını düşünerek tüm dünya ülkeleriyle ekonomik alış verişlerini silah üzerine değilde insanlığa daha faydalı bir yatırım politikası uygulayıp barış ve huzur içinde bir dünya yaratırlar.
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

             YALAN DÜNYA 
İnsanlık alemini bir yalan furyası almış gidiyor.Ömürlerinden ömür, yıllarından yıl, günlerinden gün, çalıp giderken hiç kimse farkında değil bu yalan ve riyakar dünyanın.
   Zalimler padişah olmuş, mahsum ve günahsız insanlar ise sanki birer fare olmuşlar bunların önlerinde, acımasızca işkencelere maruz kalıp bir çıkmazın eşiğindeler her biri. Yarınlarının ne olacağını bilmeden umutla baıyorlar yarınlarına.Bilmiyorlarki yarınların onlara daha zalim ve karanlık bir hayat yaşatacağını.
    Birileri çıkmış milletin önüne almışlar ellerine baltaları kılıçları sallıyorlar sağa sola.Sevabıyla günahıyla mazlumların ahlarını alıp kendilerini kaf dağında görüyorlar.Düşünmüyorlar o günahsızların hakkıyla oynadıklarını veya bildikleri halde bilmezcilikten geliyorlar.Ama o mütavazı kendi aleminde yaşayan insanların ahlarının bir gün başlarına bela olacağını düşünmüyorlar.
  Şimdi diyorumki; bu acımasız ve gaddar dünyanın insanlığa verdiği zalim hayattan bahsedelim.
  Önce maddiyatı güçlü fakat maneviyatı olmayan bazı zengin ve zalim insanlardan bahsedelim.Bu sözünü ettiğim maddiyatı güçlü olanlar kurmuşlar birer işhanı, işyeri veya fabrika, ekonomik olarak hiç bir sıkıntıları yok.Fakat maneviyat olarak hiç bir kazançları yok.Olmadığı gibi hayatları birer robot halini almış, olmuşlar birer terminatör önlerine gelen mazlum ve mahsumları eritip bitiriyorlar.İhtiyaç sahibi bu insanları karın tokluğuna çalıştırıp sömürüyorlar.Günümüz şartlarında hayat pahalılığınıbildikleri halde onları acımasızca beş kuruşa kendilerine mahkum ediyorlar.Millet ben açım dedikçe onlar tokluk hissini unutup habire yemeye çalışıyor.Aç insanlara bir dilim ekmeği çok görenler kendileri kepçeyle götürüp birde çok iyi bir şey yapmış gibi kendilerini kahraman ilan ederler.Düşünsenize ülkede çalışan memur işçi hatta asgari ücretli çalışan zavallı insanların maaşları hala belirsiz.Ama patronlar istedikleri yerden istedikleri gibi kendi paylarını alıyorlar.Onların maaşları  10 bin dolarları buluyor ama  650 liraya hane geçindirmeye çalışanlar  sefilleri oynuyor. Şimdi ben derimki bir gün onların ah ve günahlarının gazabı çok büyük olur hemde çok büyük.Belki bu yalan dünyada olmaz ama yarın bizleri yaratan Yüce RAB'BİMİZİN huzurunda muhakkak adalet yerini bulacaktır.
   Allah hepimize sağlık sıhhat versin ve adil bir hayat yaşamayı nasip etsin.Umarın sözlerimde bir kusur olmamıştır,olduysada affınıza sığınarak haftaya yeni yazımda duygu ve düşüncelerimi anlatmak üzere....HOŞÇAKALIN. 
  
                                                                  



                                             TÜRK NEDİR?
 
 
 
 
 
 
 

 

   Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; Bir gün o tabiat cocugu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.
 
 
 

  TÜRKLERİN İSLAMI KABUL ETME SEBEBLERİ

 
 
 
   Türkler müslümanlıktan bşkadinlere de zaman girmişlerdir. Fakat Musevîlik, Hıristiyanlık ve Budizm gibi dinler çok az sayıda taraftar bulmuşlardır. Hatta bu dinlerin yayılmasına karşı sert tepkiler bile olmuştur. Buna karşılık İslâmiyeti kabullerinde böyle bir durumda karşılaşmıyoruz. XII. asırda yaşamış din adamı ve tarihçi Süryâni Mihail (ölm.1199) şu bilgiyi vermektedir "Türk Milleti tek tanrıya inanmakta idi. Arapların da tek Allah'a inanmaları Türklerin islam dinini kabul etmelerine sebep olmuştur." Süryani Mihail'in bu tesbiti bir gerçeği ortaya koymaktadır. Türklerin M.Ö. III. asırdan itibaren her şeye kadir olan ebedi Gök-Tanrıya inandıkları tarihi hakikat olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple kendi "Tanrı" anlayışlarına ters düşmeyen İslamın Allah'ını kolaylıkla kabul etmişlerdir. Diğer tarafdan İslamın cihat mefkuresi ile Türklerin savaşçılık ruhu ve dünyaya hakim olma idealleri birbirini tamamlıyordu.Cihadın faziletleri ve mücahitlere ahirette vaat edilen mükafatlarda, Türkler, kendi ideallerini bulmuş oluyorlardı. Esasen kendi inançlarında öldürdükleri düşman nisbetinde öteki dünyada mükafatın vaad edilmiş olması yeni dini kabulde teşvik edici bir sebep olmuştur. Hz. Muhammed'in Türkler hakkındaki hadisleri, Türkler arasında İslam peygamberine karşı bir sempati ve yakınlığın doğmasına sebep olmuştur. Keramet sahibi olan ve gaipden haber veren Kamlar ile İslamın Evliya ve mürşitleri birbirlerinin yerine geçerken daha doğrusu birbirleri ile kaynaşırken meydana gelen değişiklik pek farkedilmiyordu. Türk töresi ile İslam'ın ortaya koyduğu nizam arasında bilhassa ahlaki meselelerde büyük benzerlik dikkati çekmektedir. Kısaca belirtmeye çalıştığımız bu hususlar Türklerin inanç ve ideallerine uygun gelen ve zamanın en mükemmel bir dinine ve medeniyetine neden ve nasıl girmiş olduklarını ortaya koymaktadır...
 
 
 

TÜRKLERİN İSLAMİYET ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

   Türklerin İslam dünyasındaki ilk faaliyetleri İslam Devletinin bünyesinde olmuştur. Halife el-Me'mun zamanından itibaren isyanların bastırılmasında ve Bizansa yapılan gazalarda Türk Birlikleri önemli roller oynamışlardır. X. yüzyılın başlarından itibaren İslam dünyasında tam bir parçalanma dikkati çekmektedir. Merkezi hükümeti temsil eden Abbasi halifelerinin hükmü Bağdat'ın dışına çıkmıyordu. Ülkenin doğu eyaletleri Samanilerin idaresinde bulunuyor, Suriye de ise Hamdaniler istiklallerini kazanmışlardı. (929). Bunlardan çok daha tehlikelisi 899'da Bahreyn'de ortaya çıkan ve kısa zamanda Hicaz ve Suriye'de söz sahibi olan Karmatiler ile 908 Tunus'da kurulan, 969'da Kahire'yi zapteden ve daha sonra bütün kuzey Afrika, Mısır, Suriye ve batı Arabistan'a hakim olan Şiî Fatimî hilafetini zikretmeliyiz.Diğer tarafdan Büveyhiler 945 yılında Bağdat'ı işgal ettiler. Siyasî birliğin bozulması iktisadi çöküntüye zemin hazırlıyordu. İslam dünyasında bu parçalanma devam ederken Bizans İmparatorluğu toparlanıyor ve İslam Ülkelerine karşı saldırılarını sürdürüyor, toprak kazanıyordu.İslam dünyasını parçalanıp zor durumda kaldığı sıralarda yeni bir güç ortaya çıkıyordu 1038 yılında istiklalini kazanan ve 1040 Dandanakan Savaşı ile İran'da yegane siyasi güç haline gelen Selçuklu Devleti Bağdat'ı Büveyhiler'in tahakkümünden kurtarıp Abbasi halifelerine manevi itibarlarını iade ediyor ve Bizans'a yaptığı seferlerle cihat ruhunu yeniden canlandırıyordu.Halife Ömer zamanında başlayan Anadolu gazaları asırlarca devam etmesine rağmen bu kıtanın fethi bir türlü gerçekleştirilememişti. Bu büyük fetih Selçuklulara nasip olmuştu. Anadolu'yu bir Türk Müslüman ülkesi haline getirmede önemli bir merhale olan 26 Ağustos 1071 tarihindeki Malazgirt Savaşının meydana geldiği Cuma günü Abbasi Halifesi Kaim bi'emrillah tarafından hazırlanan ve aynı gün İslam memleketlerinin minberlerinde okunan hutbe, bu savaşın islam dünyasının kaderi üzerindeki ehemmiyetini ortaya koymaktadır. Hutbede şöyle deniyordu: "Allah'ım İslamın sancağını yükselt... -Senin dinini şerefli ve yüce tutabilmek için onu lütufkar ve her zaman müessir olan desteğinden mahrum kılma... Ordusunu meleklerinle destekle, niyet ve azmini hayır ve başarıyla neticelendir. Çünkü o senin rızan için rahatını terk etti, malı ve canıyla buyruklarına uymak için senin yoluna düştü... Ona zaferi kısmet eyle... Ey Müslümanlar, onun için Allah'a dua ve niyazda bulununuz. Allah'ım, onun bütün güçlüklerini kolaylaştır. Ve şirke onun içinde boyun eğdir."... 
 
 
 

 

 

 
Facebook'ta Paylas

   
                   







 
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol